100 mü? YÜZ mü ?

Eğer Dünya yeniden kurulsaydı ve insanoğlu dünyaya sıfırdan ayak bassaydı hayata nasıl tutunurdu?

Nükleer bir kıyametin Dünyayı yok edişinden bir asır sonra, 100 uzay istasyonu sakini, gezegende yaşanıp yaşanamayacağını öğrenmek için dünyaya gönderilirler.

Bu yazı Dr. Uçar ÇALLİ tarafından kaleme alınmıştır. Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Dünyaya indikleri yer Weather Dağı. Mount Weather bir felaket veya önlem alınması gereken acil durumlarda devreye giren bir acil durum kompleksidir. Soğuk savaş dönemindeyken 1958 yılında Sovyet Rusya’nın Sputnik adlı uydusunu uzaya fırlatmasının ardından savunma amaçlı kurulmuştur. Sadece üst düzey devlet görevlilerinin kullanabildiği bu kompleks, hem yer altında hem de yer üstünde bulundurduğu alanlarıyla yüksek güvenlik sağlamaktadır. Washington’dan bir kaç dakikalık uçuşla erişilebilecek bu alana, 11 Eylül saldırılarından sonra Dick Cheney uçmuştu. Bölgede maksimum düzeyde koruma vardır ve dışarıdan kimse yakınlarına bile yaklaşamaz.

yüz

ABD, Virginia’da bir dağda bulunan bu yapılar, Federal Acil Durum Yönetim Ajansı (FEMA)’nın komuta merkezidir. Uydudan bakanlar, dağda birçok yapı görecektir. Ancak dağın altında da birçok yapının olduğu biliniyor. Burası, Amerika Birleşik Devletleri’nin bir prototipi gibi düşünülebilir.

Bence yanlış yere indirildiler. Norveç’in Spitsbergen adasında bulunan Svalbard Tohum Bankası’nın içinde, dünya herhangi bir felaketle karşılaştığında gezegeni kurtaracak meyve, sebze ve çeşitli hububat tohumları olduğu, 4.000’den fazla farklı türe ait, 840.000 adet tohum bulunduğu söyleniyor. Burası daha mantıklı olurdu.

Uzay istasyonunda kalan yaşama gelince; Yemekhanede önündeki tabakta yemek yok. Film tablet şeklinde bir yiyecek. Yaşamak için gerekli maddeler içerisinde olmalı. Ama nüfus sayısını belli sayıda tutmak zorundalar. Sadece yiyecek değil makina bozulduğu için iki yıl yetecek oksijen kalmış. Kanunlar koymuşlar. Eften püften sebepler ile cezalandırılıp uzay boşluğuna atılıyorsun. Üremek yasak. Doğan bir çocuk 16 yıl mahzende bile saklanmış hayatta kalsın diye…

En ilginci virüs tehlikesi, yere inmeyip, uzay istasyonunda yaşama devam edenler için. Fakat sosyal mesafe, izolasyon, maske filan yok. Kanımca bu korku nüfus sayısını azaltmak için koz olarak kullanılıyor ama demek kıyamete kadar zihinlerde yer etmiş bu virüs korkusu.

Yeryüzünde neslini devam ettiren kişilerde boş değil. Biyolojik savaş ne biliyor. Uzayda yaşamını devam ettirmiş insanoğlundan birine virüs bulaştırıyorlar. O kampa gidince herkesin burnu ve ağzından kan geliyor. Yakın temasla geçiyor. Doğal bağışıklık yüksek ve hastalık çok hızlı yayılmasına rağmen kısa sürede geçiyor. Yeryüzü insanları ok ve bıçaklarında zehir kullanıyor ama bitkilerden panzehirini yapmışlar ya da bazı böcekleri yeyince ondaki maddeler panzehir etkisi yapıyor.

Yeryüzüne inenler, her bilgiye sahip. Ama bir yaralanmada, yara yeri enfeksiyon kaptığı için elde antibiotik olmadığından, yaratmak zorundalar su yosunlarından. Beslenmek için yabani hayvanları avlamaları gerekiyor. Yeryüzünde çok şey değişmiş radyasyon sonucu. Değişik görüntülerde insan dahil değişik canlı türleri, değişik doğa olayları var. Asit buharlı fırtınalar çıkıyor, saklanmazsan yaşama şansın yok. Her yerin yanıyor.

“İnsan neslinin zaman içinde genlerine geçer” sözü çok doğru. Uzaydan gelen insanlar sığınaklarda yüzyıl önce saklanmış silahları buluyor. Yeryüzünde neslini korumuş insanlar ile savaşıyor. Onları indiren uzay mekiği yakıtını yeryüzünde buldukları barut ile bomba yapıp, yerlileri havaya uçuruyor ya da bu yakıttan alev topu yapıp, yerlileri yakıp öldürecek silahlar yapıyorlar. Uzay istasyonu insanları yeryüzü insanları arasında bile çıkar savaşları son hızla devam ediyor.

Uzaydan gelen ilk insan grubunun elinde bileklik var. Ekg lerine kadar uzay istasyonundan takip ediliyorlar. Biri yaralandığında, ellerindeki aletle vertikal tomografi benzeri radyolojik çekim yaparak göğüse giren bıçak aortu yaralamasın diye “şöyle eğimde şu açıda yukarı çek” gibi ileri tıbbı teknoloji bile çok rahat kullanılıyor.

Yeryüzünde neslini devam ettiren kişiler içinde nükleer savaş öncesi Weather Dağı’na saklanan, dağlılar denen bir grup var. Onlarda daha süper teknolojiler var ama hala radyasyon korkusu nedeni ile dışarıda özel elbiseyle geziyorlar. Bir de onların cezalandırıp radyasyon olan ortama attıkları ama radyasyondan korunan, ilk insan gibi avlanan, herkes ile savaşan İngilizce konuşan tipler var. Sonuçta, teknolojinin kötü amaçla kişi çıkarı ve savaş için kullanımı her yere yayılmış. Genlere işlemiş. Genetik bilimciler buna toplumsal genetik miras diyor.

Bir şeyi fark ettim. İçinde yaşadığımız bu güzel dünyanın değerini hiç bilememişiz. Cennette yaşamışız aslında. Corona izin verirse bu cenneti bilinçli yaşayalım bu sefer. Genetik miras hergün kirleniyor çünkü…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.